- JurnalistTr


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu anısına saygılarla

 Bu gün 24 şubat 2022, Kuvayı Milliyeci , Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Aydınlanmacı hocaların hocası     Ord. Prof. Dr. HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU’nun ölümünün 30. Yıldönümünde sevgi ve özlemle anıyor, fikirleri, eserleri ve aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz, ruhu şad olsun.

16 yaşında bir lise öğrencisi iken millet hizmetine Milli Mücadele meclisinde katiplik görevi ile başlamış, 8 yıl bu görevi sürdürmüştür. Bu sürede Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1928 yılında bitirmiş, devlet bursu ile İsviçre’de doktorasını yaparak 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesine girerek akademik hayat başlamıştır. 41 yıllık Üniversite hocalığında, yetiştirdiği öğrencilerle hocaların hocası ünvanını kazanmıştır. Bu süreçte 27 Mayıs 1960 Devrimi sürecinde anayasa çalışmalarında aktif görev almış, İÜ Anayasa  Bilim Komisyonu üyeliği , Kurucu Meclis Anayasa Komisyonu üyeliği görevlerini yürütmüştür. 1961 Anayasasının son redaksiyonunu da bizzat yapmıştır.

1943 yılında Cumhuriyet gazetesinde yazı hayatına başlamış 50 sürdürmüştür. Hukuk sorunları ve diğer sosyal siyasal konularda 20’nin üzerinde eser bırakmıştır. Atatürk’ün büyük Nutkunu bugünkü dile uyarlayarak (Söylev) 3 cilt olarak hazırlamış, Cumhuriyet Kitapları tarafından yayınlanmıştır, bugüne kadar 55 baskı yapmıştır.

Milli Mücadele Meclisinde çalıştığı dönemlere ilişkin anı ve gözlemlerini “ İlk Meclis – Milli Mücadele’de Anadolu “ adlı kitabında toplamıştır. Bu kitaptan, kurtuluş ve kuruluş yıllarının atmosferini yansıtan iki paragrafı aşağıda sunuyorum.

“ Ben meclisin ilk açıldığı gün olan 23 Nisan 1920’den 1 Ocak 1929 tarihine kadar her üç mecliste türlü görevlerde bulundum. Bunlar Cumhuriyet tarihinin en ilginç ve en önemli meclisleridir: Birinci Meclis, (…) ’Milli Mücadele Meclisi’, İkinci Meclis ve Üçüncü Meclisler ise ‘Siyasal ve toplumsal devrim meclisleri’dir. Bu nedenle hem Milli Mücadele’nin başından sonuna değin bütün evrelerini hem de devrimlerin türlü aşamalarını onların içinde yaşadım.”

Birinci Meclisin üyeleri ile ilgili gözlemleri :                                                                                                            “ Bunların kılıkları, giysileri, yaşları, düşünsel düzeyleri ve görgüleri başka başka ve çok değişik; beyaz sarıklı, ak sakallı, cüppeli, eli tesbihli hocalarla pırıl pırıl üniformalı genç subaylar, yazma veya şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar ve kavuklu çelebilerle Avrupa’daki yüksek öğretimlerini bitirip yeni dönmüş, batı kültürüyle yetişmiş, nokta bıyıklı, ‘Kuvayı Milliye’ kalpaklı gençler yan yana oturuyorlar.“  

Hıfzı Veldet hoca, ADD ‘nin kurucu üyesi aynı zamanda onursal genel başkanıdır.  

Hıfzı Veldet hoca, öğrencisi olan ve daha sonra üniversitede ve 1961 anayasasının yapımında çalışma arkadaşı, ADD’de mücadele arkadaşı ve kadim dostu Muammer Aksoy’un 1977 yılında yayınlanan SOYALİST ENTERNASYONAL VE CHP adli kitabına bir önsöz yazmıştır. Bu önsöz, bugün de güncelliğini koruyan Kemalizm ve Sosyal demokrasi sentezinin ufuk açıcı bir örneği olduğu için, okuyucularımızın dikkatine sunuyorum.   Hocanın anısına sonsuz saygı ve sevgilerle.             

Sosyalist Enternasyonal Ve CHP kitabına ÖNSÖZ / yazan: Ord. Prof Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu

“Yerleşmiş tanımıyla demokrasi , «halkın, halk tarafından, halk için yönetilmesi»dir. Buradaki «halk» kavramı, belirli sınıf veya zümreyi değil, köylüsü, kentlisi ile bütün halk yığınlarını içerir. Şu halde, halkın, halk yararına, halk tarafından yönetimi demokrasinin bugün varmış olduğu en üst aşamadır.

Bu aşamaya kolay ulaşılmamıştır. Batı demokrasisinin kökeni, kaynağı sayılan «magna charta»dan, yani yedi yüzyıldan beri, kimisi çok kanlı, yöntemlerle gerçekleşen devrimler, halk yığınlarının kendi hak ve özgürlükleri ve devlet yönetimine katılmaları uğrunda verdikleri sürekli savaşımlar sonucunda gerçekleşmiş ve bu devrimlerle mutlakiyet yönetimleri birer birer yıkılarak demokrasi yolunda ilerlemeler sağlanmıştır.

1789 büyük Fransız Devrimi’nin ilkeleri ”özgürlük(hürriyet), tüzegenlik (adalet), eşitlik (müsavat), kardeşlik (uhuvvet) idi. 1789’dan önceki feodal ayrıcalıklara dayanan Fransız krallık rejimine karşı halk yığınlarının  tepkisi sonucunda gerçekleşen devrim, aslında soyluların ekonomik ve siyasal üstünlüklerini yıkıp yok etme, ayrıcalıkları kaldırma ve böylece yasa karşısında eşitliği sağlama ilkelerini, halkın mutluluğu için ulaşılması gereken bir erek olarak kabul ediyordu. Buna ulaşılınca artık bütün sosyal sorunların çözüme bağlanacağı ve halk yığınlarının mutlu olacağı sanılıyordu. Soyluların, halk karşısında hiç bir ayrıcalığa sahip olmadığı, yasa önünde herkesin eşit olduğu bir toplumda herkes için mutluluk yolu açılmış demekti.

Ne var ki, bu mutluluk umutlarının bir düşten öteye geçemediği pek çabuk anlaşıldı. Fransız devrimi, Batıda sanayi devriminin oluşup gelişmeye başladığı bir döneme rastlamıştı. Bu devrim sırasında Babeuf’ün ekonomik eşitlik ilkesi uğrundaki savaşımı Fransız devrimcileri tarafından bastırılmış ve mülkiyet hakkı kutsal ilan edilmişti. Durum bu olunca, örneğin bir fabrikada o dönemde her türlü sosyal garantiden yoksun olan işçi ile o fabrikanın milyoner patronunun «yasalar önünde eşit» olmasının hiçbir anlamı kalmıyordu. Eski rejimdeki feodal ayrıcalıklardan doğan eşitsizliğin yerini, şimdi sanayileşmiş ülkelerde korkunç servet farklarından doğan eşitsizlik almıştı.                  

                İşte bu ortamda bir yandan kavramsal, öte yanda eylemsel olmak üzere yeni bir savaşım başladı. Bu çalışanlar ile çalıştıranlar, emekçiler ile patronlar arasındaki sosyal savaşım idi. Gerçi bu savaşım, bir sınıf savaşımı olarak, ilk çağlardan beri bütün toplumlarda sürüp gelen ve başkaldıran yoksulların her zaman ezilmesiyle sona eren bir sınıf savaşımı idi. Ancak bu savaşım, 18. Yüzyıl sonlarında başlayıp bütün 19. Yüzyıl boyunca süren ve gelişen sanayileşme süreci içinde, emek – anamal karşıtlığına dayanan bilinçli ve örgütlü bir nitelik kazandı.

İşte dikta rejimini uygulayanından özgürlükçü demokrasi rejimini kabul edenine kadar, «sosyalist» deyimini benimseyen türlü ideolojiler, bu ortamda gelişti ve birbirini izleyen savaşların en korkuncu olan 1. Dünya Savaşı sonunda 1917 Rus Komünist Devrimi ile, ilk kez bir devlet yapısında eylem ve uygulama alanında yer aldı. 2.Dünya Savaşından sonra da Avrupa, Asya, hatta Afrika’nın kimi ülkelerinde, Rus modeline dayanan proleterya diktatörlükleri yönetime geçti.

                Ne var ki özgürlükleri kaldıran bu tür yönetimlerde de, halk kitlelerinin gerçek mutluluğa ulaşamadıkları görüldü. Liberal rejimlerde varlıklı sınıflar yoksulları ezdiği için mutluluk olamıyor, özgürlük, eşitlik, tüzegenlik ve kardeşlik ilkeleri sözde kalıyordu. Komünist diktalarında ise bu ilkelerden söz bile edilemiyordu.

                Şu halde halk yığınlarının mutluluğunu, başka bir formülde aramak lazımdı. Bu formül «özgürlükçü sosyalizm» formülüydü.

                1934 yılında, İstanbul Hukuk Fakültesi sıralarında öğrencim, sonra dostum, 27 mayıs 1960 Devriminden sonra İstanbul Üniversitesinde kurulan Anayasa Bilim Komisyonunda ve daha sonra Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunda çalışma arkadaşım ve bu komisyonun sözcüsü, uzun zamandan beri  de akademik kariyerde Profesör meslektaşım olan Hak ve Hukukun Yılmaz Savaşçısı Muammer Aksoy, kısa fırça vuruşlarıyla belirtmeye çalıştığım siyasal ve sosyal oluşumun özgürlükçü sosyalizm bu kitapta ele almış ve özgürlükçü sosyalizmi «komünizm» olarak niteleyen bilgisiz ve demagojik savları bilimsel kanıtlarıyla çürütmüştür.

                Atatürk devrimi ilkelerinin ileri bir aşaması olan 27 Mayıs 1961 Anayasasının kabulünden sonra demokrasi yolunda, bu Anayasanın öngördüğü sosyal güvenlik ve toplumsal kalkınma aşamasına ulaşmak için savaşım veren bütün halkın, -olanak bulunsa – bu kitabı okumasını ne kadar isterdim. Böylece Türk demokrasisinin gelişmesini bin türlü saptırma ve iftiralarla önlemek isteyen güçlerin foyaları, halk yığınlarının gözleri önünde sırıtmış olurdu.

                Şunu bilmek gerekir ki, bir ülkede, mutluluğun ve huzurun gerçekleşmesi ve yerleşmesi, halkın her kesiminde sosyal garantinin sağlanmasına ve refahın yaygınlaşmasına bağlıdır. Bu ise emek ile anamal arasında tüzegen (adaletli) bir denge kurulması ve ulusal gelirin hakça bölüşümü ile sağlanır. Sosyal Demokrasi veya Özgürlükçü Sosyalizm bu ereğe yönelik bir öğretidir.

                Sosyal Demokrasiyi ve Sosyalist Enternasyonali, bu kitaptaki açıklamalarıyla her meslekten Türk halkı için aydınlık duruma getiren sevgili dostum Prof. Dr. Muammer Aksoy’u yürekten kutlarım. 19 Mayıs 1977                                                                                                                                                                                             Hıfzı Veldet Velidedeoğlu”                                                 

Derleyen ve düzenleyen : AHMET AKKÜÇÜK / 24.02.2022                                            

Yazar Sayfası: Yazarın Köşesi: / Tarih: 13.04.2022 09:39 / Okunma = 29708

Psikojenik Amnezi
[ Ali Kurt ]

Bir Akıllının Taşınamaz Sırları
[ Ali Kurt ]

Evlilik mi, Bir Daha Düşün?
[ Ali Kurt ]

Kemik Kıran
[ Ali Kurt ]

Solak Nene, Eski Defter
[ Ali Kurt ]

Askıda Kalan Hayatlar
[ Ali Kurt ]

Delimsek
[ Ali Kurt ]

Arınma Seremonileri
[ Ali Kurt ]

Arjin, yaşam Ateşi
[ Ali Kurt ]

Kör Muhasebecinin Yıldırım Aşkı
[ Ali Kurt ]

İhanetin Gölgesinde Yaşayanlar
[ Ali Kurt ]