Boş bardağı dolu görmek
Son zamanlarda iktidar yandaşı olamayan çok az medyanın haberleri, gündemleri fakirlik üzerine olmaktadır. Resmi verileri paylaşıyorlar. Her paylaşılan bilginin altına anında itiraz, güzelleme, kızgınlık yazıları geliyor. Eleştirileri eleştirenlerin görünüş bilgilerine bakınca aslında o kitlenin çok fakir veya yoksul olduğu açıkça belli oluyor.
Ülkede kime fakir veya yoksul deniyor?
TÜRKİŞ yoksulluk verisi açıklıyor. Bu yoksulluk verisi temel
gıda ve temel yaşam malzemelerini temel alınarak hazırlanıyor.
TÜİK de veri açıklıyor.
Bazı diğer sendika veya sivil toplum örgütleri de veri
açıklıyor.
Açlık, yoksulluk, fakirlik gibi konuları açıklayan kurumların
verilerinin tamamında halkın en az 50.000 TL altında bir tutarla yaşamasının imkânı
olmadığı belirtiliyor. Ülkede, bir de normal yaşam indeksi var ki, o da şu anki maliyetlerle, yaklaşık
100.000 TL ve üzeri geliri olan demektir. Kısacası ülkede 100. 000 TL ve
altında geliri olan insanların tamamı mutsuz ve huzursuz yaşıyor denilebilir.
Fakat mutluluk endeksi öyle demiyor! Bu kitlenin önemli sayıda insanı veya
ailesi çok mutlu olduğunu beyan ediyor. Bu durumu destekleyen çok açık veriler
de ortalıkta dolaşıyor.
Halkın fakir olmasını ama bir avuç seçkin kitlenin aşırı
zengin olmasını sağlayan bu ekonomik düzenin mimari 23 yıldır iktidardadır Peki,
normal şartlarda, en az 100.000 TL altında geliri olan kitlenin bu iktidara oy vermesi
mümkün mü? Ekonomik kurallara göre mümkün değildir. Bu durumu ne Keynes ne de Marx
açıklayabilir. İktidar, üçüncü yolla oy alıyor; Maslow’un hiyerarşisindeki korkutma
ve kaygıyı üst seviyeye çıkararak. Bu durumda insanlar fakirliği kader,
alınyazısı ve yardımı da bir lütuf olarak görmeye başlıyor. Eğer bir kişi ve
temsil ettiği zihniyet iktidardan giderse, o yardımlar durur korkusuyla,
kendilerini bu hale düşüren sisteme oy veriyor ve hatta iktidarı fanatik
şekilde destekliyor.
Oysa TÜİK verisi temel alındığında ülkenin nüfusunun %70’inden
fazlası fakirlik sınıfına giriyor. Bu kitle eskiden daha zengindi. Eğer matematiksel
iktisat teorilerini temel alırsak, şu anki siyasal iktidara %5 üzeri oy çıkmamalıdır.
Fakat anketler %30 çıkarıyor. Hatta aptalca gelecek ama ülkede en büyük parti
kararsızlar partisi gözüküyor. Neden? O kararsızların hiç mi fikri, düşüncesi
yok?
İşte ekonomi uzmanlarının açıklayamadığı ama herkesin
subliminal olarak tahmin ettiği yer burasıdır.
Halk, dinen, manevi olarak ve uhrevi olarak kanıksama kültürüne
sürüklendi. Bu durumun alternatifinin olamayacağı, iyi bir şey olabilse bu
iktidar zaten onu da yapardı, demek ki iyi bir şey olamıyor, dünya şöyle, dünya
böyle, her yer savaşta…
Oysa aynı kişiye savaşta olan Ukrayna ve Rusya’da enflasyon bizim ülkeden daha düşük dersen, ona da savunma yapacak bir şey buluyorlar. TL, dünyanın en değersiz birkaç parasından biri oluyor derseniz, ona da bir şey buluyorlar. Ağzı sonuna kadar açık, avazı olduğu kadar ses çıkaran ama bilgisi sıfır bir kitlenin sayısının çokluğu, iyi kişilerin yaşamını mahvediyor. Felsefeciler bunun için demokrasinin çok tehlikeli ve zararlı bir rejim olduğunu belirtiyordu. Yönetime aday kişinin art niyetli yaklaşımı ve cahil, bilgisiz insanları şımartması sonucu çok cahil olanın bilgili insanı ezmeye başlaması aslınsa kalitesiz demokrasilerin kaderidir.
Yazar Sayfası:
Yazarın Köşesi:
/ Tarih: 23.11.2025 13:21 / Okunma = 231481












